2025 YILI SEKTÖR DEĞERLENDİRMESİ

Küresel dalgalanmaya karşı hazır güvence

IMF, küresel ticaret hacmindeki artışın 2025 yılında %4,1 düzeyinde gerçekleşmesinin ardından, önden yüklemeli ithalat talebinin etkisini kaybetmesiyle, 2026 yılında %2,6’ya gerileyerek küresel ticarette belirgin bir yavaşlama beklemektedir.

KÜRESEL EKONOMİ

2025 yılında küresel ekonomik görünüm, ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin ve jeopolitik gerginliklerin belirginleştiği bir zeminde şekillenmiştir. IMF’nin Ocak 2026 Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre, küresel büyümenin 2025 ve 2026’da %3,3 gerçekleşmesi ve 2027’de %3,2’ye gerileyerek ılımlı bir yavaşlama göstermesi beklenmektedir. Bu görünüm altında, tarifelerin tarihsel olarak yüksek seviyelere ulaşması ve ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin 2026 yılında da süreceği beklentisi, küresel ticaret hacminde de belirgin bir ivme kaybına işaret etmektedir. Bu çerçevede IMF, küresel ticaret hacmindeki artışın 2025 yılında %4,1 düzeyinde gerçekleşmesinin ardından, önden yüklemeli ithalat talebinin etkisini kaybetmesiyle, 2026 yılında %2,6’ya gerileyerek küresel ticarette belirgin bir yavaşlama beklemektedir.

ABD Ekonomisi

ABD’de 2025 yılında ekonomik görünüm; ticaret politikalarındaki korumacı adımlar, federal bütçe krizinin tetiklediği belirsizlikler ve enflasyonun izlediği seyir etrafında şekillenmiştir. Yılın başında Kanada ve Meksika dâhil olmak üzere kritik ticaret ortaklarına yönelik tarife adımlarının gündeme gelmesi, kısa süreli olarak risk algısını artırmıştır. Ancak izleyen dönemde; uygulamaların ertelenmesi, kapsamın daraltılması ve stratejik mal gruplarına tanınan istisnalar sayesinde sürecin yönetilebilir bir zemine çekilmesi, ekonomik aktivitenin beklentilerin üzerinde direnç göstermesine katkı sağlamıştır. Nitekim ilk çeyrekteki yıllıklandırılmış daralmaya karşın, ikinci ve üçüncü çeyrekte veri merkezleri ve yapay zekâ altyapısına yönelik devasa yatırımların yanı sıra güçlü finansal piyasaların desteklediği iç talep, büyümede vites artışını beraberinde getirmiştir.

FED

Para politikası cephesinde ise yıl genelinde temkinli ve veriye dayalı bir yaklaşım öne çıkmıştır. Tarife kaynaklı maliyet baskılarının dezenflasyon patikasını sekteye uğratabileceği endişesi ve yılın büyük bölümünde enflasyon dinamiklerine ilişkin belirsizlik, Fed’in ilk yarıda ve yaz aylarında bekle-gör duruşunu korumasında belirleyici olurken; tarife uygulamalarındaki kısmi normalleşme, iş gücü piyasasından gelen daha karışık sinyaller ve büyüme kompozisyonuna ilişkin değerlendirmelerle birlikte Fed, Eylül ayında faiz indirim sürecini başlatmış ve yılı üç adet 25 baz puanlık indirimle tamamlamıştır. Bu dönemde federal bütçe görüşmelerinde yaşanan tıkanmanın 1 Ekim’de başlayan ve Kasım ortasında geçici bütçe ile sonlandırılan hükümet kapanmasına dönüşmesi, veri akışı ve beklenti kanalı üzerinden belirsizlik algısını bir süre daha yüksek tutan unsurlar arasında yer almıştır. 2026 yılı başında, para politikasının seyrinde veriye duyarlılık sürmekte; Mayıs 2026’da Başkanlık görev süresi sona erecek olan Fed Başkanı’nın ardından izlenecek atama/onay takvimi ile Komite içi görüş dağılımı, piyasa iletişimi ve beklenti yönetimi açısından dikkatle izlenecektir.

2025 YILI SEKTÖR DEĞERLENDİRMESİ

%3,3

2025 ve 2026 için beklenen küresel büyüme oranı

%4,1

KÜRESEL TİCARET HACİM ARTIŞINDA IMF BEKLENTİSİ

Euro Bölgesi Ekonomisi

En büyük ihracat pazarımız olan Avrupa bölgesindeki ekonomiler belirsizliklerin yüksek seyrettiği bir konjonktürde görece dayanıklılığını korumuştur. 2025 yılının ilk yarısında dış talep ve beklentilerdeki dalgalanma büyüme görünümünü dönemsel olarak zayıflatırken, reel ücret artışları ve istihdam piyasasının dirençli seyri iç talebi desteklemiştir. Üçüncü çeyrekte büyümenin yeniden hız kazanmasıyla birlikte yıl geneline ilişkin görünüm de daha dengeli bir zemine otururken 2025 yıl geneli büyüme %1,5 oranında gerçekleşmiştir. Dış talep tarafında ise Çin’deki deflasyonist eğilimlerin ihracat fiyatlarını aşağı çekerek küresel pazarlarda rekabeti sertleştirmesi, Euro Bölgesi’nin ihracat fiyatlamasını ve dış talep performansını sınırlayan bir unsur olarak öne çıkmıştır. Bölge içi dinamiklerde ise, bölgenin en büyük ekonomisi olan Almanya’da yıl içerisinde borç freni çerçevesinin savunma ve altyapı harcamalarına daha geniş alan açacak şekilde yeniden ele alınması, görünüm açısından öne çıkan başlıklardan biri olmuştur. Ardışık daralma yıllarının ardından toparlanmanın kademeli şekilde başlayabileceği bir zeminde; savunma ve altyapı odaklı kamu harcamalarının artmasıyla kamu talebinin güçlenmesi, ihracatta kademeli toparlanma, konut yatırımlarında dipten dönüş işaretleri ve ücret artışlarının reel geliri desteklemesi kanalıyla büyüme kompozisyonunun daha dengeli bir zemine taşınabileceği değerlendirilmektedir.

ECB

Para politikası cephesinde ise, Euro Bölgesi’nde enflasyonun hedefe yakınsamasıyla birlikte ECB, 2025 yılı içinde dört toplantıda 25’er baz puan olmak üzere toplam 100 baz puan faiz indirimi gerçekleştirmiş; izleyen dönemde ise faiz indirim sürecinin durdurulduğunu ve para politikasının daha nötr bir duruşa geçtiğini vurgulayarak, kararların veri akışına bağlı şekilde değerlendirileceği bir çerçeveyi öne çıkarmıştır. Bu yaklaşım, bir yandan fiyat istikrarındaki kazanımları kalıcı hâle getirmeyi, diğer yandan finansal koşullardaki normalleşmenin büyüme ve talep üzerindeki etkilerini zamana yayarak izlemeyi amaçlayan bir politika bileşimi olarak değerlendirilmektedir.

Çin ve Gelişmekte Olan Ülkeler

2025 yılında gelişmekte olan piyasalar görünümü, küresel belirsizliklerin ve ticaret politikalarına ilişkin dalgalı gündemin şekillendirdiği bir çerçevede ilerlemiştir. Bu çerçevenin merkezinde ise, gelişmekte olan piyasaların en büyük ekonomisi olan Çin’de zayıf iç talep ve buna eşlik eden fiyat baskıları yer almıştır. Çin’de iç tüketimin istenen hızda gerçekleşmemesi ve emlak sektöründeki zayıflığın sürmesi, talep ve ekonomiye dair güveni sınırlarken; üretici fiyatlarındaki zayıf seyir ve yoğun rekabetin beslediği düşük fiyatlama davranışı, deflasyonist baskıların tamamen ortadan kalkmasını zorlaştırmıştır.

İhracat pazarlarında kararlı toparlanma hedefi

Euro Bölgesi’nde üçüncü çeyrekte büyümenin yeniden hız kazanmasıyla birlikte yıl geneline ilişkin görünüm de daha dengeli bir zemine otururken 2025 yıl geneli büyüme %1,5 oranında gerçekleşmiştir.

Bölgesel öngörüyle doğru yatırım

Tarife belirsizliğinin yükseldiği dönemlerde, Asya hattında risk algısı artarken ve görünürlük zayıflarken, portföy akımlarının bir kısmı daha öngörülebilir dezenflasyon patikası, yerel para cinsi piyasalardaki derinlik ve Avrupa’ya yakın tedarik/üretim temalarının desteklediği Doğu Avrupa’ya yönelmiştir.

2025 YILI SEKTÖR DEĞERLENDİRMESİ

Bu durum, Çin menşeli ürünlerin fiyat rekabetini artırarak küresel pazarlarda rekabeti sertleştirmiş; özellikle sanayi ürünlerinde fiyatlama gücünün zayıflaması, Çin’le benzer ürün sepetine sahip gelişmekte olan ekonomilerde ihracat marjları ve pazar payı üzerinde aşağı yönlü baskı yaratmıştır. Bu gelişmelere, yıl içinde Çin ve Asya’daki diğer kritik tedarik zinciri ülkelerine yönelik tarife adımlarının yeniden gündeme gelmesi de eklenince, sermaye akımlarının yönünde belirgin bir yeniden dengelenme izlenmiştir. Tarife belirsizliğinin yükseldiği dönemlerde, Asya hattında risk algısı artarken ve görünürlük zayıflarken, portföy akımlarının bir kısmı daha öngörülebilir dezenflasyon patikası, yerel para cinsi piyasalardaki derinlik ve Avrupa’ya yakın tedarik/üretim temalarının desteklediği Doğu Avrupa’ya yönelmiştir. Bu çerçevede Polonya ve Romanya gibi ülkeler, yerel para cinsi varlıklara yönelik talebin görece daha güçlü seyrettiği örnekler arasında öne çıkmış; risk primlerindeki gerileme ve kur oynaklığındaki azalma üzerinden finansal koşulların desteklendiği bir zemin oluşmuştur.

100

baz puan

Toplam faiz indirimi (ECB)

TÜRKİYE EKONOMİSİ

Türkiye ekonomisinde 2025 yılı, uygulanan dezenflasyon odaklı politika bileşiminin etkilerinin daha görünür hâle geldiği; büyümede daha dengeli bir kompozisyon arayışının, dış koşullardaki belirsizliğe rağmen kademeli biçimde sürdüğü bir dönem olmuştur.

İç talepteki normalleşme eğilimi devam ederken, kredi koşulları ve finansal şartların sıkılığı ekonomide yeniden dengelenme kanalını canlı tutmuş; iktisadi faaliyetin yıl boyunca çeyreklik bazda dalgalansa da pozitif seyrini koruduğu izlenmiştir. Bu çerçevede 2025’in üçüncü çeyreğinde yıllık büyüme %3,7 düzeyinde gerçekleşmiştir.

Dış talep tarafında küresel ticaretin ivme kaybettiği ve fiyat rekabetinin sertleştiği bir konjonktürde, Türkiye’nin ihracat performansı ve hizmet gelirlerinin dengeleyici rolü öne çıkmıştır. TÜİK’in kesinleşmiş dış ticaret verilerine göre, 2025 yılının genelinde mal ihracatının 273,4 milyar ABD doları ile rekor düzeye ulaşması, mal ihracatında dirençli seyrin sürdüğüne işaret etmiştir. Aynı dönemde yıllıklandırılmış hizmet ihracatının 123,1 milyar ABD dolarına yükselmesiyle birlikte, toplam mal ve hizmet ihracatı yıllıklandırılmış bazda 396,5 milyar ABD dolarına ulaşmıştır. Toplam ihracatın 390 milyar ABD doları hedefini aşması, dış gelir kompozisyonunda hizmetler kanalının güçlendiğini teyit etmiştir. Bu görünümde, ana pazarlardaki büyüme eğilimi dış denge dinamiklerinde belirleyici olmaya devam ederken; enerji fiyatlarının yatay seyretmesine karşın değerli metal fiyatlarındaki artışlar ve ithalat kompozisyonundaki gelişmeler net ihracatın büyümeye katkısını dönemsel olarak sınırlayan başlıklar arasında yer almıştır.

Para politikası ve finansal koşullar cephesinde 2025, fiyat istikrarı ve finansal istikrar hedefleri doğrultusunda sıkı duruşun korunduğu; yılın ikinci yarısında ise ölçülü bir normalleşme adımının devreye alındığı bir çerçeveye işaret etmiştir. Dezenflasyon sürecinin ilerlemesiyle birlikte enflasyonda aşağı yönlü eğilim korunurken, makroihtiyati çerçeve parasal aktarım mekanizmasını güçlendirme, Türk lirası enstrümanların payını artırma ve dolarizasyon eğilimini sınırlama hedefleriyle para politikasını tamamlayıcı bir hat üzerinde kurgulanmıştır. Küresel tarafta ABD kaynaklı tarife gündeminin büyüme ve dış talep üzerinde oluşturduğu riskler izlenmekle birlikte, Türkiye’nin dış ticaret yapısı ve ürün/ülke çeşitliliği sayesinde etkinin daha çok sektör ve ürün grubu bazında farklılaştığı; genel makro görünüm üzerinde ise “sınırlayıcı fakat yönetilebilir” bir dış koşul seti oluşturduğu değerlendirilebilir.

TÜRK BANKACILIK SİSTEMİ

2025’te Türk bankacılık sektörünün görünümünde, dezenflasyon programını destekleyen makroihtiyati çerçevenin kredi büyümesi ve kompozisyonu üzerindeki etkileri belirleyici olmuştur. Aralık 2025 itibarıyla sektörün toplam aktifleri yıllık %43,8 artışla 46,9 trilyon TL’ye, toplam kredileri ise yıllık %44,1 artışla 23,1 trilyon TL’ye ulaşmış; kredilerin aktifler içindeki payı yaklaşık %49,3 seviyesinde korunmuştur. Likidite tamponlarının payındaki artış, bilanço yönetiminde daha ihtiyatlı bir duruşun öne çıktığına işaret etmektedir. Kredi genişlemesi genel olarak daha kontrollü seyrederken ticari krediler yıllık %41,6 artmıştır. Yüksek faiz düzeyi ve seçici sıkılaşma koşulları altında kurumsal segmentte işletme sermayesi ve kısa vadeli ihtiyaçlar daha belirgin kalırken, uzun vadeli yatırım kredilerinde toparlanma sınırlı bir görünüm sergilemiştir. Bu çerçevede yabancı para ticari kredilerde yıllık artışın %43,9’a ulaşması, TL’de reel değerlenme beklentisiyle döviz cinsi borçlanma iştahının dönemsel olarak güçlendiğini göstermektedir. Fonlama tarafında mevduat büyümesi sürerken mevduat dışı kaynakların daha hızlı genişlemesi, kaynak çeşitlendirme eğilimini desteklemiştir. Tahsili gecikmiş alacak stokundaki artış, aktif kalitesi üzerindeki baskıya işaret etse de, kârlılığın güçlü seyri ve sermaye tamponlarının korunması sektörün dayanıklılığını destekleyen temel unsurlar arasında yer almıştır.

İhracatta dayanıklı ve dengeli¿performans

Dış talep tarafında küresel ticaretin ivme kaybettiği ve fiyat rekabetinin sertleştiği bir konjonktürde, Türkiye’nin ihracat performansı ve hizmet gelirlerinin dengeleyici rolü öne çıkmıştır.